Solastaljik Sanatçının Manifestosu

Image for post
Image for post
Aslı Sonceley

_ Glenn Albrecht

Dünya canlı bir vücut.

Sanatçı ise tercüman.

Sanatçının bedeni, Dünya’nın bedeniyle huzursuzluktan ötürü iletişime geçen ilk beden. İkisi de aynı acıyı çekiyor. Dünya’nın sözü şifreli. Çözsün diye sanatçıya iletiliyor. Konuştukları lisan o kadar eski ki, varlığın ilk nefes alıp verişinden beri mevcut.

Öte yandan günlük hayatta kullandığımız dilin bir gizemi yok. Sesler, işaretler ve sembollerle çalışan insan iletişimi olgunluğa ermiş olmasına rağmen, insanlararası bağlantıyı güçlendirmek için yeni icatlar çıkarmaya devam ediyoruz. Kendimizi ifade etmenin binbir teknolojisi olduğu barok bir devirdeyiz. Algımız kendi gürültüsünde boğulan yörüngemizden öteye çıkamıyor. Zihnimizin kapasitesi birbirini aynalayan başkalarıyla ağzına kadar dolu. Eski hikayeleri alıp alıp yeni çıkan medya platformlarına aktarıyoruz, ama bu süreçte o hikayelerin esas niyetinden uzaklaşıyoruz. Doğruların kökü anlamlarını taşıdıkları yerden çapalanmış vaziyette. Kelimeler inceldikleri yerden kopmak üzere.

Su şişelenmiş bir ürün.

Rüzgarın bahsi hava durumunda geçiyor.

Kuşları dondurucu reyonunda buluyoruz.

Maruz kaldığımız temsilci veriler bizi içinde bulunduğumuz gerçeklikten katman katman soyutluyor. Gerçeklik ise şu: Dünya huzursuz.

Dünya canlı.

Bize derdini anlatıyor. Bilim toplumu bunu insanlığa yapay formatlarda aklatırıyorlar: data analizi, grafik, resim, haber, Instagram, whatsapp. Ancak iletişimin otobanı İnternet, insanlararası mesajlarla o kadar yoğun ki, Doğa’nın derdi o trafikte boğuluyor.

Gerçi şundan emin olabiliriz: Bize gönderdiği işaretleri göz ardı etmeye devam edersek, Dünya gezegeni onları keskin bir şekilde bedenlerimizde hissettirecektir. Eğer sesi duyulmazsa, bu mesajlar bize hastalık ve salgın olarak iletilecektir.

Modern Batı tıbbı fiziksel semptomları ilaçla ve cerrahi ile çözebiliyor. Maske takabiliyoruz. Aşı yaptırabiliyoruz. Lojistiklerimiz, reçetelerimiz, ve yasalarımız mevcut. Teknolojimiz ve de çok çalışırsak uygulayabileceğimiz planlarımız var. İnsan türünü her daim muhafaza edebiliriz. Gibi duruyoruz.

Ancak, bir virüs salgını kadar yaygın ve vahim, ruhsal ve zihinsel rahatsızlıklara karşı son derece savunmasızız. Kurduğumuz sistemlerle yüzeysel semptomlarımızı tedavi ederken, yaralarımızın açıldığı yeri uyuşturuyoruz. Mesajların geldiği yeri maskeliyoruz. Dünya’nın dilini konuşmuyoruz.

Çünkü ana dilimizi unutmuşuz.

O halde paradigma devriminin zamanı gelmiş. Bu devrimi yapmak bilim insanının yükü. Bilim insanına ilham vermek ise sanatçının sorumluluğu.

Sanatçı tercüman.

Ruhani dengesi kayıp sanatçı tiplemesi, iklim kaygısının ilk hastası olarak belki de en mühim rolünü oynuyor bugün. Sanatçının bedeni, Gezegen’in bedeninin yardım çağrısını duyuyor. Psişik dengesi o kadar kayıyor ki, mecbur, dansedecek. Mecbur, şarkı söyleyecek. Mecbur, resim çizecek. İlham denilen şey Doğa’nın onunla konuştuğu şifreli dil. Bir tek o aldığı soyut iletileri söyleme çevirebilecek.

Sanatçının yükü tercüman olmak. Bilim insanının sorumluluğu bu tercümeden çözüm ve yenilik yaratmak.

Bu işbirliği sayesinde Dünya’nın dilini tekrar anlayabileceğiz. İnsan bedeni (sadece beyinlerimiz değil, vücudumuzun her zerresi) bu lisanı konuşmak için yeniden programlanacak. Bu eski ana dil, yeni bir yaşam tarzını doğuracak. Düşünsenize: her canlı türünün kendi arasında sular seller gibi gezegen dilini konuştuğu, çeşitliliğin serpildiği bir toplum.

Yaşam ve ölümün dengesi bu Dünya’da tekrar kurulacak. Doğa, merhametini ve cömertliğini bedenlerimizde hissettirecek.

Ve işte böyle sanatçı, yakalandığı solastaljiden sıyrılacak.

Written by

Artist. Researcher. Immigrant. I investigate the links between mental health and environmental health.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store