Türkçe. Santa Monica pazarına girmeden çıktık.

Önce dediler burası exit şuradan girin. Oraya gittik. Tam giricez, el kol, hareketler. Bir baktık kuyruk. Gidiyor. Oooo dedik, aynen geri döndük.

15 küsür yıldır Amerika’da yaşayıp, iyi asimile olmamıza rağmen, şu uzun kuyruklara girip kös kös bekleme aşkını henüz hissedebilmiş değiliz. Hatta uzun kuyrukların önünden arabayla geçerken iki omuzumuzla birden dönüp, sanki hayvanat bahçesinde acayip bir aksiyon yaşanıyormuş gibi bakıp, insanların o kuyruktaki hallerini inceler, ‘sandalyesiyle gelmiş, sabahın köründe girmiş, çadır kurmuşlar,’ gibi gözlemlerimizi dillendirip, azıcık dalgalarını geçmeden bırakmayız.

Bu sefer fonda bir tık ciddiyet vardı gerçi. Çok rüzgar esiyordu, sersem etmişti bir de. “Sayıyla alıyorlar herhalde içeri,” dedim, yorgun. Covid meselesi.

“Herşey iyice restricted oldu,” dedi Alper. “Amerika zaten restricted bir yerdi. Onu yapma, buraya girme, oraya parketme…”

İyice kısıtlandık hakkaten. Sözde özgürlükler ülkesi. Sözde şehir. Hiçbir şeyinden faydalanamıyoruz.

Şimdi İstanbul’da olmak vardı anasını satayım. Mı? O da değil. Anasını satayım ne kötü bir tabir zaten. Ağzıma almam bir daha.

“Biz de alışveriş yapacağımızdan değil öyle bakınmaya gelmiştik,” diye yüksek sesle düşündüm. Koptuk. Aslı teyze yorumu. Hayır, pazara giremedik de ne oldu, ne kaybettik? Ne gerek var kendimizi germeye?

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store